Günaydın, epeydir yazı yazmıyordum biliyorum, ama bugün de yazmayacağım merak etmeyin. Sadece bugün okuduğum yazıyı paylaşmak istedim. Çok eğlenceli bir o kadar da gerçekçi bir hikaye. Neredeyse tüm çalışan arkadaşlarım bunu okuduğunda, kendini hikayedeki bir karakterle özleştirecektir:) Peki siz burada hangi pozisyondasınız? Yorumlar aşağıyaa:)
Patronu Aslan, Karınca’nın başında yöneticisi olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırırdı.
Bir gün kârı ve verimliliği arttırmak için aklına parlak bir fikir geldi; eğer Karınca, başında bir yönetici bile olmadan bu kadar üretken olabiliyorsa, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı? Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü Hamamböceği’ni işe aldı.
Hamamböceği işe öncelikle bir saat alarak başladı. Böylece Karınca’nın çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu nedenle hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için Örümcek’i işe aldı.
Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hamamböceği’nin hazırladığı raporlar gerçekten harikaydı. Hatta ondan üretim hızını ölçen ve kârlılığı analiz eden renkli grafikler de hazırlamasını istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti.
Hamamböceği, bu raporları üretebilmek için yeni bir bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu. Artan ekipmanlar için de artık bir bilgi işlem departmanı oluşturmanın zamanı gelmişti. Bu işleri idare etmek için Sinek’i işe aldı.
Bir zamanlar mutlu, üretken ve rahat olan Karınca, bu yeni toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamak ve evrak işleri yapmakla geçiyordu.
Aslan, Karınca’nın bölümünün giderek büyümesinden memnundu. Bölümü daha da büyütmek üzere bir üst yöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü Ağustosböceği’ni işe aldı.
Kendi rahatına ve keyfine düşkün Ağustosböceği’nin ilk icraatı ofisi rahat edebileceği yeni mobilyalarla döşemek oldu. Tabi ki kendisinin yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlanması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski işyerindeki yardımcısı Tavuskuşu’nu işe aldı.
Karınca’nın çalıştığı yer giderek kimsenin gülmediği, neşesiz ve mutsuz bir mekana dönüşmüştü.
Ağustosböceği, patronu Aslan’ı ortamın ruh halini değiştirecek bir çalışma yapılması gerektiğine ikna etti.
Bunun üzerine, Karınca’nın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren Aslan, üretimin ve kârlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü fark etti. Hemen, son derece itibarlı ve iyi tanınmış bir Danışman olan Baykuş’u sorunu çözmesi için işe aldı.
Baykuş, Karınca’nın departmanında üç ay geçirdi. Bu hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor yazdı. Raporun sonucu şuydu: “Departmanda aşırı istihdam vardı”.
Aslan, raporu inceledikten sonra dramatik bir karar verdi ve elbette, ilk olarak negatif tavırlarıyla dikkat çeken, mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan Karınca’yı işten çıkardı.
28 Ekim 2011 Cuma
25 Aralık 2010 Cumartesi
ikibinon, saturday day live!
Hi günlük how are you?
Bugün günlerden cumartesi, güzel bir rüyaya uyanıp, güzel bir güne başlayanlardanım. Farkındayım bana epey dargınsın günlük, çünkü sosyal medya ayyuka çıkınca seni rafa kaldırmak zorunda kalmıştım. Epey de tozlanmışsın. Ben sana bu dönemde neler yaptığımı anlatayım istersen.
Poi Art'ı biliyorsun. Güzel havalarda poi art ile bir sürü etkinliğe katıldık. Sana bahsettim mi bilmiyorum ama, Ankara'ya Odtülü Jonglörlerin festivaline katıldık. Daha o zaman yeni yeni heves ediyordum jugglinge. Sonra İstanbulun çeşitli yerlerinde Poi Art grubumuzun çeşitli güzel etkinliklerini düzenledik. Katıldık. Eğlendik. Yeni bir sürü, hatta 100lerce, insanla tanıştık. Bu etkinliklerin haricinde Galata kuledibinde pratik yapıp, çalıştık, arkadaşlarla buluştuk, sohbet ettik.
Ekimin ilk haftası Antalya'daydık. 5. j-fest e gittik. Poi Art oradaydı, Be Positive oradaydı, Odtülü Jonglorler ve Kabile de oradaydı. Çadır kurduk, kamp yaptık, dünyanın her yerinden gelen jonglörlerden birşeyler öğrendik, çok eğlenceli ve yetenekli gösteriler izledik. Seneye yine görüşürüz dedik:) Bu süreç 2010 yılı mayıs-ekim arası olan uzun bir süreçti, etkinlikten etkinliğe koşturduk. Hiç boş zamanım olmadı diyebilirim.Sevgili günlüğüm bana inanmadığın için sana j-festten 1 video izletmek istiyorum:)
François Boullie as Boris Patchak
Bunlar dışında meslek hayatımda da çalkantılı bir dönem yaşadım. Lakin artık kendime zaman ayırabildiğim yeni bir iş sahibi oldum, kendimi istediğim gibi ifade edebildiğim, labratuar olarak kullanıp kendimi geliştirebileceğim bir yerdeyim. Bir ALJ sosyal sorumluluk projesi olan BRJ'de Online Marketing Manager olarak 2. haftamı doldurmuş bulunmaktayım. :)
2010da olan güzel şeylerden bahsettim hep, kötü şeyleri beynimin köhne bir yerine ittim. Yeterince ağlandım artık sıkıntıları bir kenara itip huzurumu geri kazanmak istiyorum.
Eski bir fotoğrafımı buldum. Bugün bu yüzden sadece 1 tabak yulaf ezmesi yiyebildim. Fotoğrafı arkaplan yaptım, o halime geri dönene dek orada duracak, fazla etkili oldu sanırım bir şey yiyemiyorum:) Eğer senin de böyle bir derdin varsa sen de denemelisin.
Bugün bütün günü battaniyeme kucak açıp, film izleyerek geçirmek istiyorum ama biliyorum ki çok sıkıcı bir fikir:) Muhtemelen sinemaya giderim bu dönemde çok sık sinemaya da gidemedim günlük. Bir sürü güzel filmi kaçırdım. Umarım benim için bir kaç tanesini ayırmışlardır. Çünkü izlediğim filmlerden bahsetmek, ilgili yazılar yazmak çok hoşuma gidiyor.
Şimdilik abimin kayıp kütüphanesiyle idare ediyorum.
Ne çok şey birikmiş içimde, ben olsam bu kadar uzun bir yazıyı okur muydum bilemiyorum. Ama 1 yılı bu kadarcık bir yazıya sığdırmış olmam da kısa olduğunu gösteriyor.
Bu kadar güzel bir havada evinde oturmak isteyen olmayacak sanıyorum. Eğer dışarı çıkarsan, ben de gelebilir miyim? Nereye gittiğini söyler misin günlük?
bir sonraki yazım çok yakında, o zamana kadar, xx öptüm bay
Bugün günlerden cumartesi, güzel bir rüyaya uyanıp, güzel bir güne başlayanlardanım. Farkındayım bana epey dargınsın günlük, çünkü sosyal medya ayyuka çıkınca seni rafa kaldırmak zorunda kalmıştım. Epey de tozlanmışsın. Ben sana bu dönemde neler yaptığımı anlatayım istersen.
Poi Art'ı biliyorsun. Güzel havalarda poi art ile bir sürü etkinliğe katıldık. Sana bahsettim mi bilmiyorum ama, Ankara'ya Odtülü Jonglörlerin festivaline katıldık. Daha o zaman yeni yeni heves ediyordum jugglinge. Sonra İstanbulun çeşitli yerlerinde Poi Art grubumuzun çeşitli güzel etkinliklerini düzenledik. Katıldık. Eğlendik. Yeni bir sürü, hatta 100lerce, insanla tanıştık. Bu etkinliklerin haricinde Galata kuledibinde pratik yapıp, çalıştık, arkadaşlarla buluştuk, sohbet ettik.
Ekimin ilk haftası Antalya'daydık. 5. j-fest e gittik. Poi Art oradaydı, Be Positive oradaydı, Odtülü Jonglorler ve Kabile de oradaydı. Çadır kurduk, kamp yaptık, dünyanın her yerinden gelen jonglörlerden birşeyler öğrendik, çok eğlenceli ve yetenekli gösteriler izledik. Seneye yine görüşürüz dedik:) Bu süreç 2010 yılı mayıs-ekim arası olan uzun bir süreçti, etkinlikten etkinliğe koşturduk. Hiç boş zamanım olmadı diyebilirim.Sevgili günlüğüm bana inanmadığın için sana j-festten 1 video izletmek istiyorum:)
François Boullie as Boris Patchak
Bunlar dışında meslek hayatımda da çalkantılı bir dönem yaşadım. Lakin artık kendime zaman ayırabildiğim yeni bir iş sahibi oldum, kendimi istediğim gibi ifade edebildiğim, labratuar olarak kullanıp kendimi geliştirebileceğim bir yerdeyim. Bir ALJ sosyal sorumluluk projesi olan BRJ'de Online Marketing Manager olarak 2. haftamı doldurmuş bulunmaktayım. :)
2010da olan güzel şeylerden bahsettim hep, kötü şeyleri beynimin köhne bir yerine ittim. Yeterince ağlandım artık sıkıntıları bir kenara itip huzurumu geri kazanmak istiyorum.
Eski bir fotoğrafımı buldum. Bugün bu yüzden sadece 1 tabak yulaf ezmesi yiyebildim. Fotoğrafı arkaplan yaptım, o halime geri dönene dek orada duracak, fazla etkili oldu sanırım bir şey yiyemiyorum:) Eğer senin de böyle bir derdin varsa sen de denemelisin.
Bugün bütün günü battaniyeme kucak açıp, film izleyerek geçirmek istiyorum ama biliyorum ki çok sıkıcı bir fikir:) Muhtemelen sinemaya giderim bu dönemde çok sık sinemaya da gidemedim günlük. Bir sürü güzel filmi kaçırdım. Umarım benim için bir kaç tanesini ayırmışlardır. Çünkü izlediğim filmlerden bahsetmek, ilgili yazılar yazmak çok hoşuma gidiyor.
Şimdilik abimin kayıp kütüphanesiyle idare ediyorum.
Ne çok şey birikmiş içimde, ben olsam bu kadar uzun bir yazıyı okur muydum bilemiyorum. Ama 1 yılı bu kadarcık bir yazıya sığdırmış olmam da kısa olduğunu gösteriyor.
Bu kadar güzel bir havada evinde oturmak isteyen olmayacak sanıyorum. Eğer dışarı çıkarsan, ben de gelebilir miyim? Nereye gittiğini söyler misin günlük?
bir sonraki yazım çok yakında, o zamana kadar, xx öptüm bay
Etiketler:
2010,
alj,
battaniye,
be positive,
diyet,
film,
ilkay turan,
ilker turan,
j-fest,
müzik,
odtülü jonglorler,
poi art,
sinema,
yeni yıl
30 Nisan 2010 Cuma
Banzai Koltuk Güncesi
Efendim son 1 haftadır "Burosit"in yeni ürünü olan "Banzai" koltuğunu test aşamasındaydım. Bununla ilgili merak ettiklerinizi sizinle paylaşmaya karar verdim.
Öncelikle benim gibi sağa doğru yatarak çalışan pek insan yoktur sanıyorum ki fakat varsa artık bu mümkün değil. İster istemez sizi dik oturmaya en azından daha düzgün oturmaya teşvik eden bir yapısı var.
Her parçası ayrı hareket ettirilebilen en önemlisi de kolçaklarının yükseltilmesi gibi bir özelliğe sahip olan bir koltuk. Malzemesi süper lüx görünmüyor ancak ergonomisi gayet iyi. Sitesinde yönetici koltuğu yazmasına rağmen kanımca tam bir operatör koltuğu. Bizim gibi tüm gün pc başında heba olan notre dame kamburu gençlere göre. Bu akciğerleri olan koltuğun ücreti de biraz pahalı.
Ama henüz deneyip de "uu çok rahat" demeyen olmadı bizim ofiste:P
Bürosite bir koltuk önermesini rica ettiğimde bana koltuğun kendisini gönderdiği için ayrıca teşekkürlerimi bir borç bilirim ;)
Öncelikle benim gibi sağa doğru yatarak çalışan pek insan yoktur sanıyorum ki fakat varsa artık bu mümkün değil. İster istemez sizi dik oturmaya en azından daha düzgün oturmaya teşvik eden bir yapısı var.
Her parçası ayrı hareket ettirilebilen en önemlisi de kolçaklarının yükseltilmesi gibi bir özelliğe sahip olan bir koltuk. Malzemesi süper lüx görünmüyor ancak ergonomisi gayet iyi. Sitesinde yönetici koltuğu yazmasına rağmen kanımca tam bir operatör koltuğu. Bizim gibi tüm gün pc başında heba olan notre dame kamburu gençlere göre. Bu akciğerleri olan koltuğun ücreti de biraz pahalı.
Ama henüz deneyip de "uu çok rahat" demeyen olmadı bizim ofiste:P
Bürosite bir koltuk önermesini rica ettiğimde bana koltuğun kendisini gönderdiği için ayrıca teşekkürlerimi bir borç bilirim ;)
Etiketler:
banzai,
burosit,
ilkay turan,
koltuk,
mobsit,
ofis koltuğu,
sandalye
11 Mart 2010 Perşembe
Güzel bir hafta, yaşamak için!
Anlatsam inanmazsın günlük! Eve geldiğim gibi senin kollarına koştum ki anlatayım nasıl bir hafta olduğunu.
Gerçi her zamanki gibi rutin ve berbat başlayan bir hafta, çarşamba günü ofiste ingilizce derslerimizin başlamasıyla şenlendi. Yine çenebaz ben hiç durmadan konuşup az biraz sabote etmiş olsam da gayet keyifli ve motive edici bir ders oldu. Hocamız da gayet şekerdi. Sayesinde o günü anlamadan geçirdik.

Ertesi gün yani bugün ise sabahtan akşama kadar Microsoft Türkiye ofisindeydik günlük "Microsoft Yazılım Geliştiriciler Teknoloji Günleri" etkinliğine katıldık. Gayet keyifli ve verimli oldu. Visual Studio, .net framework 4.0, Silverlight filan...
Ha soracaksın, "yazılımcı mısın sen, ne işin var orada?" diye, değilim günlük. Yazılımcı, tasarımcı aşkını anlatan bi etkinlikti. Bununla ilgili teknik bir yazı bekliyorsundur değil mi? ClubCrema'da yazacağımdan emin olabilirsin.
Unutmadan söyliyim, poi aldım. Tabi alevli malevli değil benimkisi daha sakin bir şey. Ama ilerlersem yanardönerlisini de yaparım günlük. Daha yeni başladım sabret :)
E tabi haftanın içinde böyle şahane 2 gün olunca, haftanın nasıl güzel geçtiğini anlatamam. Hatta nasıl geçtiğini ben anlamış değilim. Sürekli bir aktivite bir etkinlik. Hatta galasına gittiğim bir film daha oldu. Onu da bir başka yazımda anlatırım günlük. En kötü haftamız böyle olsun be günlük! :)
Gerçi her zamanki gibi rutin ve berbat başlayan bir hafta, çarşamba günü ofiste ingilizce derslerimizin başlamasıyla şenlendi. Yine çenebaz ben hiç durmadan konuşup az biraz sabote etmiş olsam da gayet keyifli ve motive edici bir ders oldu. Hocamız da gayet şekerdi. Sayesinde o günü anlamadan geçirdik.

Ertesi gün yani bugün ise sabahtan akşama kadar Microsoft Türkiye ofisindeydik günlük "Microsoft Yazılım Geliştiriciler Teknoloji Günleri" etkinliğine katıldık. Gayet keyifli ve verimli oldu. Visual Studio, .net framework 4.0, Silverlight filan... Ha soracaksın, "yazılımcı mısın sen, ne işin var orada?" diye, değilim günlük. Yazılımcı, tasarımcı aşkını anlatan bi etkinlikti. Bununla ilgili teknik bir yazı bekliyorsundur değil mi? ClubCrema'da yazacağımdan emin olabilirsin.
Unutmadan söyliyim, poi aldım. Tabi alevli malevli değil benimkisi daha sakin bir şey. Ama ilerlersem yanardönerlisini de yaparım günlük. Daha yeni başladım sabret :)
E tabi haftanın içinde böyle şahane 2 gün olunca, haftanın nasıl güzel geçtiğini anlatamam. Hatta nasıl geçtiğini ben anlamış değilim. Sürekli bir aktivite bir etkinlik. Hatta galasına gittiğim bir film daha oldu. Onu da bir başka yazımda anlatırım günlük. En kötü haftamız böyle olsun be günlük! :)
Etiketler:
.net,
etkinlik,
ingilizce ders,
juggling,
microsoft,
ofis etkinlikleri,
poi,
silverlight,
Visual Studio
4 Mart 2010 Perşembe
Eyyvah Eyvah
Evet günlük yine sinema,
Böyle giderse sinemacı olucaksın başıma!
Eyyvah Eyvah filmini bilirsin. Geçenlerde BKM'de blogger özel gösterimine gittim. İnanır mısın günlük, film boyunca kalkıp oynayasım geldi. Hep bir fasıl havası, müzikler şahane, manzaralar şahane. Hele bir kayık sefası sahnesi vardı ki sorma, bak aşağıda resmi var. İç çektik filmde bol bol.
Ata Demirer klarnet çalmak için Serkan Çağrı'nın babası Fevzi Çağrı'dan klarnet eğitimi almış. Müzikler de Serkan Çağrı ve Fahir Atakoğluna ait. Hem kaynasınnn hem oynasıınnn..
Filmde en sevdiğim şivelerden biri olan trakya şivesi konuşulyordu. Bayıla bayıla güldük yöresel geyiklere. "Nabıyon" sorunsalı çok neşeliydi:) Spoiler olmamıştır umarım izlemeyenlere.
Gelelim benim asıl bahsetmek istediğim konuya günlük. "Demet Akbağ". Ata Demirer filmi diye gittik. Demet Akbağ filmi diye çıktım ben sonunda. Efendim oyunculuk bir şahane, taş gibi fizik ayrı bir şahane. Ne olmuş o kadın öyle yahu!? Maşaallah. Bir Seda Sayan oluyor bir Demet Akalın. İşte burada da kanıtı. İlahi!
Ata Demirer'den beklemediğim bir film oldu aslında. Beklentilerimi çok düşük tutmuştum ama fevkalade eğlendim. Şu sıralar yapılan bir sürü gereksiz ilk insan tiplemesi filmlerinden sıyrılmış.
Yıllarca stand-uplarında yaptığı trakya şivesini filmde kullanmış (hatta oyuncuları çalıştırmış) olması bile yeterince komikti. Hatta bazı yerlerde salon elinde olmadan alkışlamak istedi. Bazen kendini tutamayanlar da oldu. Uzun zamandır böyle gülmemiştim. Gitmeyen kalmasın.
Üzerinde epey konuşulacak bir film ama günlük sinema muhabbetinin kısası makbuldür.
Bu arada davet için de gerekli mercilere teşekkür ederim :) Çok eğlenceliydi günlük, bir ara sen de gitmelisin.
Böyle giderse sinemacı olucaksın başıma!
Eyyvah Eyvah filmini bilirsin. Geçenlerde BKM'de blogger özel gösterimine gittim. İnanır mısın günlük, film boyunca kalkıp oynayasım geldi. Hep bir fasıl havası, müzikler şahane, manzaralar şahane. Hele bir kayık sefası sahnesi vardı ki sorma, bak aşağıda resmi var. İç çektik filmde bol bol.
Ata Demirer klarnet çalmak için Serkan Çağrı'nın babası Fevzi Çağrı'dan klarnet eğitimi almış. Müzikler de Serkan Çağrı ve Fahir Atakoğluna ait. Hem kaynasınnn hem oynasıınnn..
Filmde en sevdiğim şivelerden biri olan trakya şivesi konuşulyordu. Bayıla bayıla güldük yöresel geyiklere. "Nabıyon" sorunsalı çok neşeliydi:) Spoiler olmamıştır umarım izlemeyenlere.
Gelelim benim asıl bahsetmek istediğim konuya günlük. "Demet Akbağ". Ata Demirer filmi diye gittik. Demet Akbağ filmi diye çıktım ben sonunda. Efendim oyunculuk bir şahane, taş gibi fizik ayrı bir şahane. Ne olmuş o kadın öyle yahu!? Maşaallah. Bir Seda Sayan oluyor bir Demet Akalın. İşte burada da kanıtı. İlahi!
Ata Demirer'den beklemediğim bir film oldu aslında. Beklentilerimi çok düşük tutmuştum ama fevkalade eğlendim. Şu sıralar yapılan bir sürü gereksiz ilk insan tiplemesi filmlerinden sıyrılmış.
Yıllarca stand-uplarında yaptığı trakya şivesini filmde kullanmış (hatta oyuncuları çalıştırmış) olması bile yeterince komikti. Hatta bazı yerlerde salon elinde olmadan alkışlamak istedi. Bazen kendini tutamayanlar da oldu. Uzun zamandır böyle gülmemiştim. Gitmeyen kalmasın.
Üzerinde epey konuşulacak bir film ama günlük sinema muhabbetinin kısası makbuldür.
Bu arada davet için de gerekli mercilere teşekkür ederim :) Çok eğlenceliydi günlük, bir ara sen de gitmelisin.
12 Şubat 2010 Cuma
♥♥ Sevgililer Günü Hediyesi ♥♥
♥♥Platonik aşk: İnsanın aşkını -1 kişi hariç- herkese anlatmak istemesidir!®©♥♥
♥♥Seviyorum seni♥♥Günlük!
♥♥Sevgililer günün kutlu olsun!♥♥
♥♥Seviyorum seni♥♥Günlük!
♥♥Sevgililer günün kutlu olsun!♥♥
21 Ocak 2010 Perşembe
Siz de sinema bileti kazanın!
AKLI HAVADASinema bileti kazanın da benimle beraber ön gösterimlere siz de katılın :) Hayır ben bilet vermiyorum yanlış anlaşılma olmasın. Geçenlerde e-kolay.net sinemanın bir sorusuna doğru yanıt veren ilk 10 kişiden biri olup, Gözde ile Aklı Havada filminin ön gösterimine gitme şansı yakaladık. Film nasıldı tasvir edemeyeceğim, sevdiğim tarzda bir film değil. Ama içinde geçen bazı olaylar çok hoşuma gitti. Hayatınızda size yük olan şeyleri bir sırt çantasına koydurup sırtınıza yüklettiriyor sonra da onu yakmanızı istiyor. Şöyle durup bir düşünmeme sebep oldu George Clooney sağolsun. Reklam kokan bir filmdi gerçi. Hilton ve American Airlines reklamlarıyla doluydu. Hiç uçağa binmemiş biri olarak denizaşırı yerleri görmek ve şehirleri kuşbakışı izlemek şahaneydi. Çok sinema değeri olan bir filmmiydi bunu söylemek güç ama eğlencelik, neşeli, trajikomik bir filmdi diyebiliriz. Sinema.e-kolay'a teşekkürler.
AVATAR
Filme gelince, bir Adobe hayranı olarak bütün teknolojilerinin kullanıldığını bilmek güzeldi. Zaten konusuyla binlerce filme benziyordu. Ama sahneler şahaneydi. Ağırlıklı renkler herkesin bildiği benim rengimdi zaten :) Ayrıca fosforlu yanan herşeye bayıldım. O manzaralarda ben de göklerde süzüldüm filan. Beğendim ben. Bana bilgisayar oyunları oynarken dünyadan soyutlanan "char"(karakter)ını benimseyen arkadaşlarımı hatırlattı. Jake Sully de level atlayıp klanın başına geçti, oldu, bitti işte, tam WOW :)
YEDİ KOCALI HÜRMÜZBu arada Yedi Kocalı Hürmüz'ün 2009 versiyonunu da izledim. Herkesin söylediği gibi dekorlar çok hoştu. Müzikler de öyle. Şimdiden 3 favorim var. Filmde giyilen kostumlerin açık artırmalarından elde edilecek gelir Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'na bağışlandı diye duydum. Bu da şık bir iş olmuş. Yedi kocalı Hürmüz'ün bu versiyonunu kesinlikle izlemelisiniz. Çok neşeli ve feminizm kokan müzikal gibi bir film olmuş. Ben çok eğlendim. Bu arada da Hallaç Rüstem'i oynayan Öner Erkan'ın da ayrı hayranıyım.
Bu arada iyice film bloguna döndün günlük. İleride daha güncel birşeylerden bahsetmen gerekecek. Neticede sen sadece bir günlüksün!
Etiketler:
3d,
avatar movie,
film,
ilkay turan,
jake sully,
sinema,
sinema bileti kazan,
up in the air movie,
xpand,
yedi kocalı hürmüz,
öner erkan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









